Posts Tagged ‘güneş sistemi’
Dünya’nın Yörüngesi
Dünya, Güneş çevresinde, hemen hemen daire biçiminde bir yörünge çizerek 365,25 günde dolanır. Onun bu yörünge üstünde kalmasını sağlayan Güneş’in çekim gücüdür. Bu iki uzay cismi arasındaki ortalama uzaklık 149,6 milyon km’dir. Dünya en yakın noktasında Güneş’ten 147 milyon km, en uzak noktasında ise 157 milyon km uzakta döner.
Uluslararası Uzay İstasyonu 10 yaşına giriyor
İnsanoğlunun Güneş Sistemi’ni keşfinde sıçrama tahtası olan Uluslararası Uzay İstasyonu yarın 10 yaşına basıyor.
Bir Amerikan girişimi olarak başlayan UUİ, şimdiye dek en uzun süren, en pahalıya mal olan ve en çok katılımcı ülkenin bulunduğu, teknoloji alanında bir uluslararası işbirliği projesi olarak görülüyor.
Toplamı 100 milyar dolar olarak tahmin edilen UUİ projesinin büyük bölümünün maliyetini üstlenen ABD’nin dışında, aralarında Rusya, Japonya, Kanada, Brezilya ve 11 Avrupa Uzay Kurumu (ESA) üyesi ülkenin bulunduğu 15 katılımcı ülke yer alıyor.
3 yeni gezegen daha bulundu
Fransa’nın Nantes kentinde düzenlenen bir toplantıda yapılan açıklamada, Cenevre Üniversitesi Gözlemevinin bazıları Dünya’nın kütlesinden en az 30 kat büyük toplam 45 gezegen tespit ettiği, bunların en küçüklerinin kütlelerinin Dünya’dan 4,2, 6,7 ve 9,4 kat olduğu belirtildi.
Güneş Sistemi
Dünyaya en yakın yıldızdır ve 8 ışık dakikası (149.6 milyon km) uzaklıktadır. Bu aynı zamanda güneşe baktığımızda onun 8 dakika önceki halini görüyoruz demektir.700.000 km yarıçapı ve 15 milyon K çekirdek sıcaklığı göz önüne alındığında H-R diyagramına göre G2 türünden cüce yıldızlar sınıfına girer. Güneş sisteminin Samanyolu‘nda Oort Bulutu’ndan oluştuğu sanılmaktadır. ( C ile K dönüşümü +/- 273 ile yapılır)Güneş manyetik bir alana sahip olan, dönen ve çekirdeğinde enerji üreten bir gökcismidir. Güneş, güneş sistemindeki maddenin % 99.85′ni içerir. Gezegenler % 0.135, uydular,asteroidler, kuyruklu yıldızlar, meteoritler ve gezegenler arası ortam ise % 0.015′ni oluşturur. Güneşin enerjisi, 15 milyon K (Kelvin) sıcaklıktaki ve yeryüzü atmosfer basıncından milyarlarca kez fazla olan çekirdeğindeki, hidrojenin helyuma dönüşmesinden kaynaklanır. Çekirdek tepkimeleri sonucu serbest kalan enerji, yüzeye gelir ve buradan uzaya yayılır. Bu enerjinin sadece 2.2 milyarda biri yeryüzü tarafından soğurulur ve yaşam için gerekli koşulların oluşmasını sağlar. Güneşten, X-ışınlarından radyo dalgalarına kadar her dalga boyunda enerji yayılır. Güneşte ışınım kuvveti ile çekim kuvveti denge halinde bulunur.
700.000 km çapa göre çekirdekte oluşan ışığın hızı da göz önüne alındığında yüzeye yaklaşık 2 sn de gelmesi gerekirken, aşırı hidrojen yoğunluğuna bağlı olarak bu süre 10 milyon yıldır. Aslında biz 8 dakikadan da öte güneşin 10 milyon yıl önce oluşturduğu ışığı görüyoruz.
Read the rest of this entry »
Güneş sisteminde 9. bir gezegen olabilir mi?

Araştırmacılara göre, Dünya’nın 0,3-0,7 katı kütleye sahip keşfedilmemiş bir gezegenin var olma olasılığı yüksek. Japon astronomlar, büyük çapta daha fazla araştırma yapılırsa bu gizemli gezegenin en fazla 10 yıl içinde keşfedileceğini belirtiyor.Japon bilim adamları güneş sisteminde keşfedilmemiş 9. bir gezegen olduğuna inanıyor.
Kobe Üniversitesi’nden araştırmacıların bu iddiaları bilgisayar simülasyonlarına dayanıyor.
Araştırmacılara göre, Dünya’nın 0,3-0,7 katı kütleye sahip keşfedilmemiş bir gezegenin var olma olasılığı yüksek.
Japon astronomlar, büyük çapta daha fazla araştırma yapılırsa bu gizemli gezegenin en fazla 10 yıl içinde keşfedileceğini belirtiyor.
Kobe’nin ekibinin araştırmaları “Astronomical Journal” dergisinde nisanda yayımlanacak.
GÜNEŞ SİSTEMİ
Güneş Sistemi’nde Merkür, Venüs, Dünya, Mars, Jüpiter, Satürn, Uranüs ve Neptün olmak üzere 8 gezegenin olduğu kabul ediliyor.
Uluslararası Astronomi Birliği, 1930′da keşfedilen ve Güneş Sistemi’ne dahil olup olmadığı tartışılan Plüton’u 2006′da gezegen statüsünden çıkarmıştı.
Güneş Sistemi’nin benzeri keşfedildi

Gökbilimciler, Güneş Sistemi‘nin benzeri olan ve uzak bir yıldızın etrafında dönen gezegen sistemi keşfetti.İngiliz bilimadamlarının buldukları sistemde, Jüpiter ve Satürn büyüklüğünde iki gezegen, Güneş’in yarısı büyüklüğünde bir yıldızın yörüngesinde dönüyor.Keşfi yapan İngiltere’nin St Andrews Üniversitesi’nden Martin Dominik, keşfettikleri sistemin, düşündüklerinden daha çok Güneş Sistemi ile ortak yönleri bulunabileceğini belirtti.
Dominik, gökbilimcilerin başka güneş sistemleri keşfetmenin eşiğinde olduklarını söyledi.
Keşfettikleri gezegen sisteminde ve bunun gibi diğerlerinde Dünya gibi gezegenler bulunabileceğini belirten Dominik, bu tip gezegenleri keşfetmenin artık an meselesi olduğunu kaydetti.
Read the rest of this entry »
Yeni doğmuş bir gezegen bulundu

Dip Not: TW Hydrae yıldızı güneş sistemimzden 182milyon ışık yılı uzaklıkta bulunuyor
kaynaklar: 1 , 2
Yeni doğmuş gezegen

Uranüs
Uranüs Güneş sisteminin Güneş‘ten uzaklık sırasına göre 7. gezegenidir. Çap açısından Jüpiter ve Satürn‘den sonra üçüncü, kütle açısından bu iki gezegen ve Neptün‘ün ardından dördüncü sırada gelir. Adını Yunan mitolojisi‘ndeki gökyüzü tanrısı Uranos‘tan (Yunanca‘da Οὐρανός, Latinceleştirilmiş şekli ile Uranus) alır. 1781 yılında William Herschel tarafından bulunmuştur. Gaz devleri sınıfına girmektedir.
Uranüs, Güneş çevresinde bir devrini 84 yılda tamamlar. Hafifçe eliptik olan yörüngesi boyunca, Güneş’e uzaklığı 18-20 Astronomi birimi (ortalama 211-421)arasında değişir
Uranüs’ün kütlesi Yer’inkinin 15 katı, hacmi ise 63 katıdır. Uranüs’ün çevresinde ince, keskin hatlı ve koyu renkli 10 halkanın olduğu tespit edilmiştir. Halkaların tümü, yaklaşık 1 m çapında koyu renkli kaya benzeri parçalardan oluşmaktadır. Bunların yapısı henüz belirlenememiştir. Uranüs, kutbu güneşe bakacak şekilde tekerlek gibi döner. Böylece etrafındaki halkalar da dik olarak onunla birlikte döner.
Uranüs’de, Yer’in ve Satürn’ün çevresindekilerle karşılaştırılabilecek ölçüde manyetik alan vardır. Manyetik alanın ekseni, gezegenin dönme eksenine göre 55o eğiktir ve bu diğer gezegenlere oranla oldukça yüksek bir değerdir. Bu eğiklik manyetik alanın, güneş rüzgarı karşında tirbuşan benzeri uzun bir kuyruk yapmasına neden olur. Gezegenin dönme periyodu yaklaşık olarak 17.5 saattir ve dönme ekseni olağandışıdır. Uranüs’ün eriyik halde bulunan ağır bir çekirdeği vardır. Çekirdeğin çevresinde ise su, metan ve amonyaktan oluşan birkaç bin oC sıcaklığında ve binlerce km kalınlığında bir manto yer alır. Bu aşırı sıcak mantonun, üzerindeki atmosferin ağırlığından kaynaklanan devasa basıncın etkisiyle kaynayamadığı ve buranın elektriksel olarak iletken olduğu, gezegenin manyetik alanını sanılyannadır
Ay
Yarıçapı 1738 km olan ayın kütlesi 7,3477×1022 kg dir. Dünyanın tek uydusu olan ay dünya çevresindeki yörüngesini sabit bir yıldıza göre ortalama 27.32166 günde tamamlar. Buna sideral periyot adı verilir. Dünyadaki her hangi bir noktaya göre ayın güneşle aynı hizaya iki kez gelişi arasında 29,53059 gün vardır buna ise sinodal periyot denir. Ay takvimi sinodal peryoda göre düzenlenmiştir. Ayın safhaları yaklaşık 19 yılda bir aynı güne denk gelir.
Ayın oluşumu henüz tam bir cevap bulamamıştır. Güneş sistemi ve dünyanın oluşumu hakkında birçok teori öne sürülmüş olmasına rağmen ayın oluşumu ile ilgili gerçekçi bir teori yoktur. İleri sürülen üç değişik teori bulunmaktadır. Bunlardan ilki George H. Darwin’e aittir. Bu teoriye göre Ay, dünya üzerinde oluşan merkez kaç kuvvetleri ve güneşin oluşturduğu çekim kuvvetin den kaynaklanan rezonans sonucu dünyadan kopmuştur. Bu teoriye parçalanma teorisi denir. Fakat Roche Limiti gereğince dünyadan kopan bir parçanın ayın bulunduğu noktaya gelmeden parçalanması gerekmektedir. Bu nedenle parçalanma teorisi geçerliliğini yitirmiştir. Diğer bir teoriye göre ise dünyayı oluşturan gaz bulutundan ayrılan bir halka daha sonra da ayı oluşturmuştur. Bu teori ise Roche’ye aittir ve kardeş hipotezi olarak adlandırılmaktadır. Bu teorilere göre daha mantıklı temellere dayanan ve T.J.J See tarafından 1909′da ileri sürülen diğer bir teoriye göre ise ay daha önce başka bir gezegenin uydusuyken, yörüngesinden sapmış ve dünya yakınlarından geçerken dünyanın çekin alanına kapılmıştır. Bu teorinin doğruluğunun kanıtlanması için dünya ve Ay’ın kimyasal özelliklerinin farklı olması gerekmektedir. Fakat 1969 yılında aydan alınan ilk örneklerin incelenmesi ile yakalanma teorisi zayıflamıştır. Ay’ın oluşumu ile ilgili günümüzde de geçerliliğini koruyan bir hipotez yoktur.




