Posts Tagged ‘fosil’
Yenilenebilir enerji
Yenilenebilir enerji, henüz fosil bazlı yakıtlar ile çalıştırılan enerji merkezlerine nazaran yeteri kadar güvenli ve verimli değil. Rüzgar gücünün kullanıldığı yöntemlerde, kaprisli ve değişken rüzgar, yılın her dönemi aynı seviyede enerji üretimi yapılmasına imkan tanımayabiliyor, güneş panelleri ise havanın kapalı olduğu günlerde pek işe yaramıyor.
En ilkel dört ayaklının fosili bulundu
Nature dergisinde yayımlanan araştırma raporunda, “Ventastega curonica” adıyla bilinen, bundan 365 milyon yıl önce suda yaşayan dört ayaklının kafatası, omuzları ve leğen kemiğinin bir bölümünün bulunduğu belirtildi.
Raporda, 1 ya da 1,2 metre uzunluğunda olduğu sanılan, vahşi görünümlü dört ayaklının, bu dönemde sığ ve hafif tuzlu sularda yaşadığı ve balıklarla beslendiğinin sanıldığı bildirildi.
Bilim adamları, hayvanın kısa bacaklara ve parmaklara sahip olduğu tahmininde bulunurken, İsveç’teki Uppsala Üniversitesi evrim biyolojisi bölümünde görevli profesör ve raporun yazarı Per Ahlberg, uzaktan bakıldığında küçük bir timsaha benzeyen hayvanın sırtında yüzgeç bulunduğunu söyledi.
Göbekleri bağlı ana-bebek balık fosili
Dünyanın en eski annesi, 380 milyon yaşında bir balığın fosili göbek kordonuna bağlı yavrusuyla birlikte Avustralya‘nın kuzeybatı kıyısında bulundu.
Dünyanın en eski annesi, 380 milyon yaşında bir balığın fosili göbek kordonuna bağlı yavrusuyla birlikte Avustralya’nın kuzeybatı kıyısında bulundu.
İngiliz bilim dergisi Nature‘da yayınlanan makaleye göre, “Materpiscis attenboroughi” adlı fosil, sadece göbek bağıyla birlikte bulunan ilk embriyon fosili değil, aynı zamanda yavrusunu doğuran en eski yaratık.
Makalade, bilim insanları, balığın bir yumurtayı değil, önceden oluşmuş yavruyu dünyaya getirdiği bu tip doğumların, günümüzde bazı tür köpek balıkları ve kedi balıklarının üreme şekliyle akraba olduğuna dikkati çektiler.
Hava Kirliliği Sağlık İçin Tehdit
Hava Kirliliği Sağlık İçin Tehdit
Egzos dumanı kanın pıhtılaşmasını artırıyor.
Hava kirliliği, ölüm riski taşıyan kan pıhtılaşmalarına yol açabiliyor.
Yeni bir bilimsel araştırma, egzos dumanından kaynaklanan hava kirliliği ile kan pıhtılaşmaları arasında ilişki olduğunu ortaya koydu.
Read the rest of this entry »
Karbondioksit birikimi

Atmosfer Alarm Veriyor
Karbondioksit birikimi doğanın temizleyebileceğinin 14 bin katı.
Atmosferde sera etkisine yol açan karbondioksit birikmesi alarm veriyor.
Uzmanlar karbondioksit birikiminin, doğanın temizleyebileceğinin 14 bin katı hızla arttığına dikkat çekiyor.
Atmosferde sera etkisine yol açan karbon içerikli gaz birikiminin, geçen yıl 19 milyar ton artış gösterdiği belirtildi.
Sanayi devrimiyle birlikte artmaya başlayan, atmosferdeki karbondioksit yoğunluğu, tehlikeli eşiğe doğru hızla ilerliyor.
Petrol ve kömür gibi fosil kökenli yakıtlar, artışın başlıca sebebi.
Okyanuslar, bitki örtüsü ve toprak, salınan gazların ancak yarısını soğurabiliyor.
Son yapılan araştırmaya göre insan faaliyetleri sonucu artan karbon türevi gaz oranı doğanın temizleyebileceğinin 14 bin katına ulaşmış durumda…
Bu birikimin atmosferde binlerce yıl kalabileceği tahmin ediliyor.
Karbondioksit yığılımının başlıca sorumlusu ise bu gazın üçte birini salan ve Kyoto Protokolü’nü imzalamayan Amerika Birleşik devletleri.
Onu Çin, Rusya, Japonya ve Hindistan takip ediyor.
Uzmanlar ortalama küresel sıcaklık artışını 2 derecenin altında tutmak için, şimdiki sera gazı salımını, 10 ile 20 yıl arasında büyük ölçüde azaltmak gerektiğini vurguluyor.
Fil’lerin atalarının yaşama alanı

Bilim adamları, modern filin atasının 37 milyon yıl önce suda yaşadığını ve hipopotama benzer bir yaşam şekli olduğunu tespit etti.İngiltere’nin Oxford ve ABD‘nin Brook üniversitelerinden araştırmacılar, filin 37 milyon yıl önceki atasının, bugün tapir adı verilen ve at ile gergedan arasında bir hayvana benzeyen toynaklı bir memeliye benzediğini belirtti.Fosilin dişindeki kalıntı parçalarının kimyasal analizini yapan araştırmacılar, böylece hayvanın akarsu veya bataklıklardaki otlarla beslendiğini ortaya çıkardı.
Proceedings of the National Academy of Sciences dergisinde yayımlanan araştırmanın, modern fillerin yaşam tarzı ve hareketlerine ışık tutabileceği belirtiliyor.
Bilim adamları, fosil üzerindeki araştırmalarına göre, filin 37 milyon yıl önceki atasının Mısır’ın kuzeyinde ve Eosen döneminde yaşadığını kaydetti.
Filin atası, hipopotam gibi yaşıyormuş
Bir milyon 300 bin yıllık insan kemiği

İspanya’da bir milyon 300 bin yıllık bir insan kemiği kalıntısı bulundu. Bu kalıntı, yaygın bir inanışı altüst edebilir. Fosili bulan İspanyol bilim insanları ilk insanın Avrupa’da tahmin edilenden çok daha önce yaşamış olabileceğine dikkat çekiyor.
İspanya’nın Atapuerca sıradağlarındaki bir mağarada Avrupa’da ilk yaşamla ilgili inanışı değiştirebilecek bir fosil bulundu.
Yapılan kazılarda bir insana ait olduğu tahmin edilen küçük bir çene kemiği parçası ortaya çıkarıldı.
Dişlerle birlikte bulunan kemik parçasının 1 milyon 300 bin yıllık olduğu tahmin ediliyor. Bunun, Batı Avrupa’da bulunan en eski insan fosili kalıntısı olduğu düşünülüyor.
Bulunan fosil, neandertallerin ataların da bile daha yaşlı…
İspanyol bilim insanlarına göre bu durum ilk insanın tahmin edilenden çok daha önce Avrupa’ya geldiğini gösteriyor.
14 yıl önce yine aynı bölgede bulunan insan kalıntılarının 800 bin yıllık olduğu tespit edilmişti.
Yeni bulunan kalıntılarsa ilk bulunanlara göre 500 bin yıl daha yaşlı..
Avrupa’ya ilk insanın Afrika’dan geldiği tahmin ediliyor. Ama bugüne kadar bilim insanları ilk insanın ne zaman Avrupa’ya geldiği konusunda farklı fikirler ortaya atmıştı.
Meksika’da yeni bir dinozor türü bulundu

Paleontolojistler Meksika Coahuila Çölü‘nde yeni bir dinozor türüne ait bir fossil buldular.
Bilim adamları otçul dinozorun 72 milyon yıl önce yaşadığını ve etçil avcılara ve saldırılara karşı kullandığı üç dev boynuzunun olduğunu bildirdiler.
Kayalar ve kaktüslerle dolu Coahulia Çölü’nün etrafı, daha önceleri okyanus sularıyla çevriliydi ve hemen hemen her tür dinozor o zaman ormanlarla çevrili plajlarıyla Tyrannosaurus gibi yırtıcı etçil dinozorlardan saklanmak için uygun bir bölgeydi.
Bilimadamları keşfettikleri dinozor fosilinin bugüne kadar bilinen en geniş kafa iskeletine sahip olan Triceratop‘la akraba olduğunu bildirdiler.
Ancak bulunan bu yeni türün Triceratop’lardan daha küçük ve kuvvetsiz olduğu buna karşın boynuzlarının daha geniş olduğu açıklandı.
Meksikalı araştırmacılara keşiflerinde yardımcı olan Utah Doğal Tarih Müzesi müdürü Scott Sampson, yeni dinozorun bilimsel adını koymanın bu yıl içinde mümkün olamayacağını söyledi.
Bulunan fosil, Meksika’da aynı bölgede bu yıl içinde keşfedilen ikinci dinozor türü oldu. Şubat ayında da Velafrons Coahuilensis diye adlandırılan bir perde ayaklı dinozor fosili bulunmuştu. Bilimadamları yakın gelecekte bu bölgede düzinelerce yeni dinozor ve bitki türü bulmayı umuyor.






